Ajda, senesi de belli değil. Vay babam, vay babam! Bi kaç hafta önce Virginia Woolf’un çocukluğu hakkında yazdığı bir makalesini okuyordum. Acımadı, cümle cümle ilk sayfadan renkleriyle vurdu. Özellikle ortalarda bir yerlerde bir üzüm tanesinin içine saklanıp dünyaya sarı, şeffaf bir filmin arkasından bakmaktan bahsediyordu ki ben yazdığım, yazacağım bütün kalemleri kırıp, bu işten vazgeçip dolapta içine saklanacak üzüm aramayı düşündüm. İnsanın kendini bir fotokopi karşısında aciz hissetmekten duyduğu acı zevk, işte o da bir üzüm tanesidir, dedim. Bu hülyadan uyanınca aklıma direk Ajda’nın şu fotoğrafı geldi, belki altı aydır masaüstümde durur. Vay babam!